PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Oyun biter


Tolga KIRAN
02-19-2010, 01:48
İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar;
'Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi...'
Berber çocuğa seslenir:
'Ali, buraya gel!'
Bunun üzerine çocuk sakince dükkâna girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, 'bak şimdi' diye fısıldar ve bir elinde beş, diğer elinde elli lik bir banknot olduğu halde çocuğa sorar:
'Hangisini istiyorsan alabilirsin?'
Çocuk dalgın dalgın bir beş liraya bir de 50 liraya bakar ve sonunda beş liralık banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber işadamına döner ve gülerek:
'Gördün mü? Sana söylemiştim.' der.
Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden 50 liralık değil de, 5 liralık banknotu aldığını sorar. Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla:
- Eğer elli lirayı alırsam oyun biter!' dedi.




Amca Diyen Papağan

Adamın biri güzel bir papağan satın alarak eve getirmiş ve başlamış konuşmayı öğretmeye. Özellikle papağanın "amca" demesini istiyormuş.

Günlerce uğraşmış ancak papağana tek kelime öğretmeyi başaramamış. Bir gün iyice sinirlenmiş ve papağanın bir tüyünü kopararak, "amca de bakayım" diye bağırmış. Papağandan yine ses çıkmayınca her seferinde "amca de"
diyerek hayvanın tüylerini tek tek yolmuş. Adam, tüylerini tamamen yolduğu papağanı tavuk kümesine atmış.
Sabaha karşı kümesten gürültüler gelmeye başlamış. Kümese giden adam birde ne görsün, papağan bir tavuğun üzerine çıkmış, tavuğun tüylerini tek tek yolarak her seferinde "amca de bakayım", "amca de bakayım" diye
bağırıyormuş.

SONUÇ;
Bir insana bir şeyler öğretmek istiyorsak çok sabırlı ve esnek olmalıyız.
Öğrenme kişinin istemesi ve bilgiyi veren kişiyi sevmesi ile mümkündür.

Öğrenme sırasındaki olumsuz davranışlar, kişinin bilgiye öğrenememesine
neden olacağı gibi bu davranışları aynen modellemesine de sebep olabilir.

Ne öğrettiğinizden çok, karşınızdakinin ne aldığı önemlidir....




İngiliz Kralı VIII. Edward İstanbul’a Atatürk’ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafet vermişti. Ziyafetten önce;

- “Bana İngiltere Kraliyet Sarayı’nda verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz” dedi.

Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o şekilde düzenletti.

Akşam Kral Edward sofraya oturunca çok memnun oldu ve Atatürk’e dönerek;

- “Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere’de zannettim” dedi.

Ziyafette hizmet eden garsonların tümü ise Türk idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük tabakla birlikte birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halının üzerine dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler.

Fakat Atatürk Kral Edward’a eğilerek;

- “Bu millete her şeyi öğrettim, ama uşaklığı öğretemedim” dedi.

Sofrada bulunan herkes Ata’nın bu sözlerine hayran oldular.

Atatürk ise garsona dönerek “Vazifene devam et” emrini verdi.